Tanım
EVET! DILEDIM, GUZEL RABBIM VERDI SONUNDA, BASARDIM, KIRDIM ZINCIRLERIMI VE BOLU FEN LISESINI KAZANDIMM:))
Bağlantılarım
*
*
*
*

|
oley be oley, cok sukur...
|
sukurler olsun YA RABB'IM
sonunda diledigimi verdin
cok sukur artık liseliyim,
hem de BOLU FEN LISEli...
Arkadaslar, abilerim, ablalarım...
yuce yaradan herkese diledigini veriyor
(TABI HAYIRLIYSA)
cok istediginiz bise varsa
siz siz olun hemen Allah'a yonelin,
Allah Her Zaman Kullarının Yanındadır
ve Dualarını Bol Bol Kabul Eder
sevincime ortak olmak isterseniz
yorumlarınızı bekliyorum |
|
|
|
Tarih: 18:03, 28/7/2006 |
Yorum (8) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
GÖNLÜMÜN SEVGİLİSİ
Gönlümden yüreğime aktın bir kere sevdim de sevgimi sana veremedim. Neyazık ki ben yolu yarılamıştım sense yolun başındaydın. Olmazı aşkı yaşamıştım ben sende. Oysa o kadar istedimki seni seninle yaşamayı. Kimin ne dediğini duymadan aldırmadan seni seninle yaşamayı. Ama sen bende hiç olmadın ki. Hep bir adım uzaktın bana biliyordum kalbimin kapılarına zincir vurmuştum. Benim sevgim yetmedi yetemedi kalbini sevgiyle doldurmaya yada istemedin yada korktun sevdiğim beni sevmeye. Haklısın belki ya ben çok bencildim ya da çok sevdim. Biliyordum ki Yanlış bir zaman dilimindeydik ikimizde
MELAHAT AKKUŞ |
Tarih: 23:04, 27/3/2006 |
Yorum (10) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
ANNE O BENİ HİÇ SEVMEDİ
 Selamlar indirdiğim Karadeniz’den Karaman üstüne. Sevdalar düşürmediğim,yüreğim yaramın üstüne. Anne bir şeyler söylesene, O beni hiç sevmedi.
Düşümde yer koymamıştı o sana. İnsan bu kadar mı yanar, Bu kadar mı yakın olur, Ve insan bu kadar mı uzak kalır insana. Anne anlasana. O beni hiç sevmedi.
Gözlerinde deniz bulduğum, Gözlerine vurulduğum. Gözlerinde durulduğum. Yabana bakar da kırıldığım. Sevdalandığım. Darıldığım, Nefes gibi sarıldığım, Anne o beni hiç sevmedi.
Dudaklarının bir kenarı İstanbul kokardı. Erciyes dağı gibiydi,kar vardı saçlarında. Manavgat gibi bakardı. Soğuktu hasreti,Şubat ayazında yakardı Nefesimle çekerdim içime, Damarımda o akardı. Falımda o, Düşümde o, Fikrimde o, Nereye gitsem karşıma o çıkardı. O beni hiç sevmedi anne
Senin kadar sevdim anne, Yüreğin kadar sevdim , Hüsnü Yusuf çiçeklerini sevdiğin kadar hem de. Sevebildiğim kadar sevdim. Sevdasız küçük bir nokta, Severken koca bir devdim. O beni hiç sevmedi anne
Yüreğimi sıkıştırdım Kenarı yakılmış mektuplarla zarflara. Posta çuvallarındaydım. Adını yazdıkça kumlara Adını silen Akdeniz’le boğuşmaktaydım.
Her mevsim umutlar ektim saksılarıma. Kimisi papatya oldu kimisi menekşe. Umutlarla merhaba dedim sabahlarıma. Gülüşüme çiçeklerim oldu gerekçe. Adam gibi sevdim anne. Hem de erkekçe. O beni hiç sevmedi.
O beni hiç sevmedi Anne. Adını andığımda dudaklarımın çatladığı yar, O hiç gidemediğim, Ulaşamadığım diyar. Benim bu diyar için kan dökesim var O beni ,o beni hiç sevmedi anne...
İBRAHİM ŞAŞMA
|
Tarih: 22:59, 27/3/2006 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
KLUBEM YANIYOR!!!...
|
Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden tek bir kişi sağ kurtuldu. Dalgalar bu adamı küçük ıssız bir adaya kadar sürükledi. Adam ilk günler kendisini kurtarması için Allah'a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı. Ama ne gelen oldu, ne giden... Daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklarından bir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu, gemiden artakalan konserve, pusula vs. gibi eşyaları bu kulübeye koydu. Günler hep aynı geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor ve ufku gözlüyor, kendisini kurtarması için Allah'a dua ediyordu. Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı, geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Duman dans ede ede göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu. Keder ve öfke içinde donakaldı. "Allahım, bunu bana nasıl yapabildin?" diye feryat etti. O geceyi üzüntü ve keder içinde geçirdi. O kadar dua ettiği halde Allah'ın bu olayı başına getirmesinden dolayı sitemler etti. Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı. Onu kurtarmaya geliyorlardı! "Benim burada olduğumu nasıl anladınız?" diye sordu bitkin adam, kendisini kurtaranlara. Cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı: "Dumanla verdiğin işareti gördük!" | |
Tarih: 00:11, 3/2/2006 |
Yorum (5) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
AFFET BABACIGIM!
Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak" diyerek rest çekti... Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.
Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hâlâ onu ölürcesine seviyordu.
Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak,böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.
Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.
Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can, sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu.
Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi.Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.
Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü.
Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi. O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti, içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.
Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü.Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler.
Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu.
Can: "Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?" diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba." diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı.
Oğlu: "Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!" diye hatasını belli ediyordu...Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu..."Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın... Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.
|
Tarih: 00:02, 3/2/2006 |
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|